Bu gün , Wilhelm F. Nietzsche'nin evlilik ve ve benzeri birliktelikler hakkında, kitaplarından birinde bahsettiği ve benim not aldığım bir aforizması üzerinde durup kendimce yorum getirmeye çalışıcam.
Üstad şöyle buyuruyor;
"Evliliği kurtarmanın en iyi yolu onu bitirmektir."
Nietzshe'nin kılıç kadar keskin, çekiç kadar sert aforizmalarından biri. Fakat üstadın diğer sözleri gibi buda ilk anlamıyla değerlendirildiğinde ardında yatan değerli ve bir o kadarda gerçek manaya haksızlık edilmiş olur.
Burada Nietzshe ideal evlilik ilişkisini, her iki tarafında hayatını idame ettirebilmek için bir diğerine ihtiyaç duymadan, muhtaç olmadan kurulan ilişki olarak tanımlamak istiyor.
Biraz daha açacak olursam ;
Biriyle tam, eksiksiz bir ilişki kurmak istiyorsan önce kendinle kurduğun ilişki kusursuz olmalıdır. Eğer kendi acizliğimizi, zayıflığımızı ve yalnızlığımızı kucaklayamassak , ruhumuzun derinliklerine doğru çekildiğimiz inzivaya karşı bir başkasını kalkan olarak kullanmaya çalışırız ki bu bizi bulunduğumuz aczden daha aciz bir duruma sürüklemekle beraber kurmaya çalıştığımız ilişkiyi her türlü ruhani değerden yoksun somut bir mutualist alışveriş haline döndürür.
Bu hususta yazdıklarından anlayabildiğim kadarıyla, nietzche toplum içinde yalnız yaşayabilmeyi her fırsatta büyük bir erdem olarak kabul ediyor. Ve bu insanların hayat dahilinde hiç bir şeraitte sırtının yere gelmeyeceğini savunuyor. Yalnız yaşayabilen insan onun tabiriyle ubermensch (insanınlığın tepe noktası) olma yolunda en büyük handikapı aşmıştır. Kendi büyüklüğünün farkındadır, dünyanın ve toplumunun girmiş olduğu dar kalıplardan kendini soyutlamanın verdiği muazzam özgürlük hissiyle herkesin bulmak için yırtındığı iç huzuru yakalamış insandır. O insan için şu ünlü, vurucu sözlerinden birini söylüyor birde;
"Yalnızca bir kartal gibi yaşayabilen insan, kimsenin kendisini seyretmesine ihtiyaç duymadan başka birine sevgisini verebilir."
Burada kartal yalnızlığın ve yanlızlıktan doğan güç ve asaletin simgesidir. Kartal gibi yaşayabilen insan yalnız yaşayabilen yer yüzünde hiç birkimseye hiç bir şeye muhtaç olmayan insandır. Gücü hayatını idame ettirmeye yeten insandır. Kendini tanımış, çapını ölçmüş ve geleceği hakkındaki tüm ön görüleri belirlemiş insandır.
Bu insanın hiç kimseye kendini sevdirmek, kendini beğendirmek, kendini kanıtlamak gibi bir ihtiyacı, bu yönde bir uğraşı yoktur. Sevgiye ihtiyacı yoktur onun, ilgiye merhametede ihtiyacı yoktur. Kendi kendine yetmek işte budur. Güçlü insan budur. İşte ancak bu insan kendinden artakalan sevgisini başkasına verebilir. Bu sevgi gerçek sevgidir. Toplumda sevgi adını taktığımız basit ve bir o kadar da geçici, aidiyet ihtiyacı (birine ait olma gereksinimi) yada hormonal dengesizliklerden kaynaklanan yalan duygulara benzemez, farklıdır. Hakiki sevgidir.
Sevginin gerçek formuna bir tanım getirmeye çalıştıktan sonra en başta verdiğimiz aforizmaya dönecek olursam, iki karşı cinsin birlikteliği, insanın hayatında edindiği en adi ve an tehlikeli mefhumlarından biri olan, insanlık tarihinin en popüler intihar ve buhran sebebi olan yalnızlık korkusu üzerine bir kalkan olarak olarak kurulmuş bir düzlemde olmamalıdır. İnsan bir birlikteliğe muhtac bir vaziyette yaşıyorsa o birliktelik iki insan içinde büyük kahırlara gebe demektir.
Son olarak bende Nietzche'nin aforizmasına paralel olarak kendi aforizmamı söyleyeyim ; "Artık tüm yollar tıkanıp, ayrılık elzem olduğunda ilişkinden vazgeçebiliyorsan. O ilişkiden vazgeçme. Çünkü o, o güne kadar karşına çıkan en saygın insanla, hayatın boyunca yapabileceğin en ideal evliliktir."
Saygı ve Sevgilerimle.
Eren Çetin
Kaynaklar ;
*İsanca pek insanca- W.F Nietzsche 1887
*Böyle dedi zerdüşt- W.F Nietzche 1889