by Eren
22. November 2010 03:13
Sahip olmanın insana verdiği o aldatıcı özgüven ve kendini diğer insanlara nazaran "bir şey sanma" hissi, herkesin içerisinde ömrümüzde bir çok kez yer bulmuştur.
Bana göre insanın aklından çıkarmaması gereken en mühim gerçeklerden biri, "sahip olma" olgusunun varoluştaki kıymetsizliği dir ki, ne yazık insanlığın büyük bir bölümü dünya üzerinde geçirdiği şu kısıtlı zamanın tümünü bir şeylere sahip olmak için heba etmektedir.
Bu bağlamda sahip olduğumuz şeyler bizlerde anlık mutluluklar, sahip olamadığımız şeyler ise yoğun özlem duygusu ve mütemadi bir mutsuzluk olarak tecelli etmektedir.
Sahip olunan şeyin kıymeti farklıdır.Bir arabanın, bir evin, onsuz yapılamayan bir sevgilinin veyahut derin bir sevgi beslenen bir akrabanın kıymetleri birbirinden çok farklıdır. Bu farklılıklar sahip olduğumuz bu değerlerin kaybı esnasında bizleri farklı derecelerde yıkıma sürükler ki düşünmesi bile ağır gelir insana. Düşünmez insan düşünmek istemez, ihtimal vermez ve en ihtimal vermediği bir anda da kaybeder.
Evet kaybeder. İnsanoğlu kaybetme duygusunu hiç bir istisna olmaksızın yaşar. Sevdiklerini mal ve mülkünü kaybetmese bile canını illa bir gün kaybedecektir.
Peki kaybettikten sonraki süreçte bir yıkım yerine bu gerçeği derin bir sükut ve huzurla karşılayabilmek için ne yapmalı?
Hayatımızda yer alan en küçük bir çakıl taşının dahi bir gün hayatımızda olmayacağı gerçeğini bilerek bunu özümseyerek yaşamalı ve arada bir kaybettiğimiz değerleri, sahip olduğumuz diğerleri için de aynı sonun var olduğunu hatırlamak için birer vesile olarak kabul etmeliyiz.
Şöyle özetleyeyim, kaybettiğimiz herşey, bizi sahip olma tuzağından uzaklaştırıp kendimiz ve özümüz dışındaki herşeyin bir gün ardına bakmaksızın hayatımızdan çıkacağı ve bizi, biz le başbaşa bırakacağını bizlere hatırlatır.
Nitekim bunu hatırlamak iyidir.
Arada bir kaybetmek iyidir.
Eren Çetin
02b083b0-95f0-4cab-9823-1fb945cd5452|1|5.0
Tags:
Genel